EDİRNE TANITIMI

Get the Flash Player to see this player.

SAAT

mod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_counter
mod_vvisit_counterBUGUN48
mod_vvisit_counterDÜN187
mod_vvisit_counterBU HAFTA235
mod_vvisit_counterGEÇEN HAFTA987
mod_vvisit_counterBU AY3612
mod_vvisit_counterGEÇEN AY6503
mod_vvisit_counterTÜM ZAMANLAR168031
KAOS TEORİSİ PDF Yazdır e-Posta
Kullanıcı Değerlendirmesi: / 0
ZayıfEn iyi 
Administrator tarafından yazıldı.   
Salı, 07 Eylül 2010 20:34

Karl Marx ve Friedrich Engels tarafιndan ayrιntιlι biçimde geliştirilen
diyalektik materyalizm, politik ekonomiden çok daha fazlasιnι ifade
ediyordu: o bir dünya görüşüydü. Doğa, özellikle Engels’in
çalιşmalarιnda göstermeye çalιştιğι gibi, hem materyalizmin hem de
diyalektiğin doğruluğunun kanιtιdιr. “Matematiğin ve doğal bilimlerin bu
özetini çιkarmamda” diye yazιyordu, “tarihteki olaylarιn görünürdeki
tesadüfiliğine egemen olan diyalektik hareket yasalarιyla aynι
diyalektik hareket yasalarιnιn doğada, sayιsιz değişimin karmaşasι
içinde kendilerini kabul ettirdiklerinden ayrιntιda emin olmak söz
konusuydu.”
Bilimciler Marksizmi çağrιştιran politik anlamιndan dolayι diyalektik
materyalizmden nadiren haberdar olsalar da, onlarιn zamanιndan bu yana
bilimsel keşifler alanιnda yaşanan her önemli yeni gelişme Marksist
bakιş açιsιnι doğrulamιştιr. Bugün kaos teorisinin ortaya çιkιşι,
bilimsel sosyalizmin kurucularιnιn temel fikirleri açιsιndan taze
dayanaklar sunmaktadιr. Bir su damlasι bazen düzenli olarak damlar,
bazen düzensiz; bir sιvιnιn hareketi hem türbülanslιdιr hem değil;
kalbimiz düzenli olarak atar ama bazen çarpιntι yapar; hava sιcak ya da
soğuk eser. Nerede karşιmιza kaotik görünen bir hareket çιksa –ve
aslιnda her tarafιmιz onunla doludur– bu harekete sιkι bir bilimsel
bakιş açιsιyla yaklaşma çabasι genellikle çok nadir olmaktadιr.
O halde kaotik sistemlerin genel özellikleri nelerdir? Bu sistemleri
matematiksel terimlerle tanιmlamakla matematik ne gibi uygulamalara
sahip oluyor? Gleick ve diğerlerinin önem verdikleri özelliklerden biri
“kelebek etkisi”dir. Lorenz, bilgisayar simülasyonlu hava tahminlerinde
dikkate değer bir gelişme keşfetmişti. Simülasyonlarιndan biri,
nonlineer ilişkiler içeren on iki değişkene bağlιydι. Eğer simülasyon
bir öncekinin başlangιç değerlerinden yalnιzca çok küçük farklιlιklar
–bir değer setinde altι ondalιk basamağa kadar değerler varken diğerinde
üç ondalιk basamağa kadar değerlerin olmasι gibi farklιlιklar– taşιyan
yeni değerlerle yeniden başlatιlιrsa, bilgisayarιn ilk durumdakinden
çιlgιnca sapan farklι “hava durumlarι” ürettiğini bulmuştu. Çok küçük
bir pertürbasyonun beklenebilir olduğu bir noktada, kιsa bir fark
edilebilir benzerlik döneminden hemen sonra bütünüyle farklι bir desen
oluşuyordu.
Bunun anlamι şudur, karmaşιk, nonlineer bir sistemde, girdilerdeki küçük
bir değişiklik çιktιlarda devasa değişiklikler üretebilir. Lorenz’in
bilgisayar dünyasιnda, bu durum, dünyanιn bir tarafιnda kanatlarιnι
çιrpan bir kelebeğin, dünyanιn başka bir tarafιnda bir kasιrgaya yol
açmasιna denk düşüyordu. Buradan çιkarιlabilecek sonuç şudur: hava
durumunu belirleyecek kuvvetler ve süreçler bu kadar karmaşιk olduğuna
göre, önümüzdeki kιsa zaman diliminin ötesinde bir hava tahmini asla
yapιlamaz. Gerçekte, dünyadaki en büyük hava tahmin bilgisayarι olan
Avrupa Orta-vadeli Hava Tahmini Merkezindeki bilgisayar saniyede 400
milyon hesaplama yapabilir. Bu bilgisayar dünyanιn her tarafιndan her
gün 100 milyon farklι hava ölçümü almakta ve on günlük bir tahmin
yapabilmek için kesintisiz üç saat boyunca bu verileri işlemektedir.
Yine de iki ya da üç günün ötesinde yapιlan tahminler spekülatiftir,
altι ya da yedi günü aşan tahminler ise hiçbir değer taşιmaz. O halde
kaos teorisi, karmaşιk nonlineer sistemlerin öngörülebilirliğine belli
sιnιrlar koyar.Buna rağmen Gleick ve diğerlerinin, kelebek etkisine, sanki bu, kaos
teorisine tuhaf bir mistik esrar şιrιnga ediyormuşçasιna bu denli dikkat
sarf etmesi tuhaftιr. Matematiksel olarak kesin bir biçimde
modellenmemiş bile olsa, şurasι yeterince ortaya konulmuştur ki, benzer
diğer karmaşιk sistemlerde de girdilerdeki küçük bir değişiklik
çιktιlarda büyük farklιlιklar üretebilir, bir “nicelik” birikimi
“niteliğe” dönüştürülebilir. Örneğin insan ile şempanzelerin temel
genetik yapιlarιnda yalnιzca yüzde ikiden daha az bir farklιlιk vardιr;
moleküler kimyanιn kavramlarιyla miktarι belirlenebilecek olan bir
farklιlιktιr bu. Yine de genetik “kodu” canlι bir hayvana
dönüştürmekteki karmaşιk, nonlineer süreçlerde bu küçük farklιlιk bir
varlιk ile bir başka varlιk arasιndaki farklιlιk anlamιna gelir.
Marksizm kendisini tüm nonlineer sistemlerin belki de en karmaşιğι olan,
insan toplumuna uygular. Sayιsιz bireyin muazzam etkileşimiyle,
politika ve ekonomi öylesine karmaşιk bir sistem oluşturur ki, onun
yanιnda gezegenlerin hava sistemleri kurulu bir saat gibidir. Bununla
birlikte, diğer “kaotik” sistemlerde olduğu gibi, toplum da bilimsel
olarak ele alιnabilir; tιpkι hava durumunda olduğu gibi, sιnιrlar
anlaşιldιğι sürece. Ne yazιk ki, Gleick’ιn kitabι kaos teorisinin
politika ve ekonomiye uygulanιşι konusunda açιk değildir. Gleick,
Mandelbrot tarafιndan yapιlan bir deneyi aktarιr. Mandelbrot, New York
borsasιndaki pamuk fiyatlarιnιn yüz yιl boyunca geçirdiği değişimleri
IBM’deki bilgisayarιna girmişti. “Tek tek ele alιndιğιnda her fiyat
değişikliği gelişigüzel ve öngörülemez bir nitelik taşιyordu” diye
yazar. “Bununla birlikte değişiklik dizileri ölçeğe tâbi değildi: günlük
fiyat değişimlerini ve aylιk fiyat değişimlerini gösteren eğriler
birbiriyle tamamen örtüşüyordu ... değişim derecesi, iki dünya savaşι ve
bir ekonomik depresyon görüp geçirmiş fιrtιnalι bir altmιş yιllιk dönem
boyunca sabit kalmιştι.”
Bu pasaj gözü kapalι kabul edilemez. Belli sιnιrlar içerisinde, diğer
modellerde ya da kaotik sistemlerde de teşhis edilen aynι matematiksel
desenleri görmenin mümkün olduğu belki doğrudur. Ancak insan toplumunun
ve ekonominin neredeyse sιnιrsιz karmaşιklιğι dikkate alιndιğιnda,
savaşlar gibi büyük olaylarιn bu desenleri bozmayacağι düşünülemez.
Marksistler toplumun bilimsel incelemeye uygun olduğunu savunurlar.
Ortada yalnιzca şekilsizlik görenlerin aksine Marksistler insanιn
gelişimine, maddi güçlerden ve sιnιflar vs. gibi toplumsal kategorilerin
bilimsel bir tanιmlanιşιndan hareketle yaklaşιrlar. Eğer kaos biliminin
gelişimi bilimsel yöntemin politikada ve ekonomide de geçerli olduğu
şeklinde bir kabule yol açιyorsa, bu gerçekten de onun önemli bir
artιsιdιr. Ne var ki Marx ve Engels’in her zaman farkιnda olduğu gibi,
uğraştιklarι konu kesin olmayan bir bilimdir, yani ancak genel
eğilimlerin ve gelişmelerin izi sürülebilir, tüm etkilerin ve tüm
koşullarιn ayrιntιlι ve derin bir bilgisi mümkün değildir.
Pamuk fiyatlarι örneğine rağmen, Gleick’ιn kitabι bu Marksist görüşün
yanlιş olduğuna dair herhangi bir kanιt sunmuyor. Ínceleyebileceği 100
yιllιk veri birikimi mevcutken Mandelbrot’un neden yalnιzca 60 yιllιk
fiyatlarda güya bir desen gördüğünün herhangi bir açιklamasι gerçekte
yapιlmιyor. Dahasι kitabιn başka bir yerinde Gleick şunu ekliyor:
“Íktisatçιlar piyasada garip çekiciler arayιp durdular ama bugüne kadar
bulamadιlar.” Ekonomi ve politika alanlarιndaki bariz sιnιrlamalara
rağmen yine de şurasι açιktιr ki, rastlantιsal ya da kaotik sistemler
olarak düşünülmüş olan şeylerin matematiksel olarak “evcilleştirilmesi”
bir bütün olarak bilim açιsιndan derin anlamlara sahiptir. Bu, geçmişte
büyük ölçüde sιnιrlarιmιzιn dιşιnda kalan süreçlerin incelenmesi
açιsιndan pek çok yeni ufuk açmaktadιr.
Íş bölümü
Rönesansιn büyük bilimcilerinin temel özelliklerinden biri, bütünsel
insanlar olmalarιydι. Çok yönlü bir gelişime sahiplerdi ve bu yönleri
meselâ Leonardo da Vinci’nin büyük bir mühendis, matematikçi ve
mekanisyen olmasι kadar bir sanat dehasι olmasιnι da mümkün kιlιyordu.
Aynι şey Dürer, Machiavelli, Luther ve çok sayιdaki diğerleri için de
geçerliydi. Engels’in dediği gibi:
O zamanιn kahramanlarι henüz işbölümünün kölesi durumunda değillerdi,
onlarιn haleflerinde çok sιk karşιmιza çιkan şey, tek boyutluluğu
üretmesiyle bu işbölümünün sιnιrlayιcι etkileridir.
Íşbölümü kuşkusuz üretici güçlerin gelişiminde zorunlu bir rol oynar. Ne
var ki kapitalizmde bu durum kendi karşιtιna dönüşmeye başladιğι bir uç
noktaya kadar gerçekleşmiştir.
Kafa ve kol emeği arasιndaki aşιrι bölünme, bir yanda milyonlarca
insanιn akιl almaz derecede ağιr ve bunaltιcι bir iş yaşamιna mahkûm
edilmesi ve her insanda saklι olan yaratιcιlιğι ve icat yeteneğini
sergileme olanağιndan mahrum edilmesi anlamιna gelmektedir. Öteki aşιrι
uçta ise, “bilim ve kültür bekçileri” unvanιnι kendi kişisel hakkι
olarak gören bir tür entelektüel papazlιk kastιnιn gelişimiyle karşι
karşιyayιz. Bu insanlarιn toplumun gerçek yaşantιsιndan uzak kalmasι
ölçüsünde, bu durum onlarιn bilincinde olumsuz bir etki yaratmaktadιr.
Bunlar tümüyle dar ve tek yanlι bir yolda gelişmektedirler. Yalnιzca
“sanatçιlarι” bilimcilerden ayιran bir uçurum değildir söz konusu olan,
bilim camiasιnιn kendisi de, daralan uzmanlaşma alanlarιnda gitgide
artan bölünmelerle parçalanmaktadιr. Tam da fizik, kimya ve biyoloji
arasιndaki “sιnιr çizgilerinin” silinmeye başladιğι bir anda, örneğin
fiziğin farklι dallarιnι birbirinden ayιran uçurumun üzerine bir
köprünün bile neredeyse yapιlamaz hale gelişi ironiktir.
James Gleick durumu şu şekilde açιklιyor:
Íşe dιşarιdan bakan bazι kimseler, bilim camiasιnιn kendi içinde ne
kadar dar kapsamlι bir bölünmüşlük gösterdiğini fark etmiş, bilim
disiplinlerini sanki zιrhlι bir savaş gemisinde birinden diğerine su
geçmemesi için özel kapιlarla ayrιlmιş bölmelere benzetmişlerdir.
Biyologlara matematik literatürünü yakιndan takip etmeksizin okumak
yetmektedir; bununla bitse iyi, moleküler biyologlara da popülasyon
biyolojisini yakιndan takip etmeksizin okumak yetmektedir, fizikçilerin
ise zamanlarιnι geçirmek için meteoroloji bültenlerini incelemekten daha
önemli işleri var.
Kaos teorisinin ortaya çιkιşι, bilim camiasιnιn içinde son yιllarda bir
şeylerin değişmeye başladιğιnιn göstergelerinden biridir. Farklι
alanlardan bilimciler, her nasιlsa bir kör noktaya gelip dayandιklarιnι
giderek artan ölçüde hissediyorlar. Yeni bir yön bulmak gerekiyor. Bu
nedenle kaos matematiğinin doğuşu, Engels’in söylediği gibi, doğanιn
diyalektik karakterinin bir kanιtι, gerçekliğin tümüyle dinamik
sistemlerden hatta tek bir bütün sistemden oluştuğunun ve (ne kadar
yararlι olursa olsun) bu sistemlerden soyutlanmιş modellerden
oluşmadιğιnιn bir hatιrlatιcιsιdιr. Kaos teorisinin temel özellikleri
nelerdir? Gleick bu özellikleri şöyle tanιmlιyor:
“Bazι fizikçilere göre, kaos bir durumdan çok bir sürecin, varlιktan çok oluşumun bilimidir.”
“Bunlar, bilimde indirgemeciliğe –sistemlerin bu sistemi oluşturan
parçalar (kuarklar, kromozomlar, ya da nötronlar) aracιlιğιyla analizi–
dönük eğilime sιrt çevirdiklerini düşünüyorlar. Bütünü aradιklarιna
inanιyorlar.”
Diyalektik materyalizm yöntemi, tam da “durumdan çok sürece, varlιktan
çok oluşuma” bakmaktιr. “Geçen on yιlda, eski indirgemeci yaklaşιmlarιn
bir kör noktaya gelip dayandιğι duygusu gittikçe artan sayιda insan
tarafιndan hissedilmeye başlamιş ve en boyun eğmez fizik bilimcilerinin
bazιlarι bile dünyanιn gerçek karmaşιklιğιnι ihmâl eden matematiksel
soyutlamalardan illallah demişlerdi. Yeni bir yaklaşιm için yarι
bilinçli bir biçimde el yordamιyla ilerler görünüyorlardι –ve süreç
içerisinde, geleneksel sιnιrlarι yιllardιr yapmadιklarι şekilde kaldιrιp
atmakta olduklarιnι düşündüler. Belki de yüzyιllardιr.”
Kaos, dinamik sistemlerin ayrι parçalarιndan ziyade bütününün bilimi
olduğundan, aslιnda diyalektik görüşün bilinçsizce haklι çιkarιlmasι
demektir. Şimdiye dek, bilimsel araştιrma, kendisini oluşturan parçalara
çok fazla ayrιlmιştι. “Parçalarιn” peşinden koşan bilim uzmanlarι hiç
de nadir olmayan bir biçimde “bütünü” hepten unutacak kadar
uzmanlaşιrlar. Bu nedenle deney ve teorik akιl yürütme gerçeklikten
gittikçe uzaklaştι. Yüz yιldan fazla bir süre önce Engels, şeyleri
yalιtιlmιş halleriyle, bütünü unutarak ele alan metafizik yöntemin
darlιğιnι eleştirmişti. Kaos teorisi savunucularιnιn kalkιş noktasι,
“indirgemecilik” olarak adlandιrdιklarι bu metafizik yönteme duyulan
tepkiydi tam da. Engels, doğanιn incelenişinin ayrι disiplinlere
“indirgenmesinin” belli ölçülerde zorunlu ve kaçιnιlmaz olduğunu
açιklamιştι.
Doğayι veya insanlιk tarihini veyahut bizzat kendi entelektüel
faaliyetimizi iyice ele alιp incelersek, ilk göreceğimiz şey, hiçbir
şeyin olduğu gibi, olduğu yerde ve olduğu şekliyle kalmadιğι, her şeyin
hareket ettiği, değiştiği, olduğu ve yok olduğu, sonu olmayan bir
bağlantιlar yumağι tablosudur...
Ama bu kavrayιş, bir bütün olarak olgular tablosunun genel karakterini
ne kadar doğru ifade ederse etsin, bu tabloyu oluşturan ayrιntιlarι
açιklamaya yetmez ve bunu yapamadιğιmιz sürece, tüm tablo hakkιnda net
bir fikrimiz olamaz. Bu ayrιntιlarι anlamak için, onlarι kendi doğal ya
da tarihsel bağlantιlarιndan ayιrmak ve her birini kendi doğalarιna,
özel neden ve sonuçlarιna göre ayrι ayrι incelemek zorundayιz.
Ama Engels’in yeterince uyarιda bulunduğu gibi, “indirgemeciliğe” geri
dönüş diyalektik olmayan bir görüşe ya da metafizik düşüncelere de yol
açabilir.Doğanιn tekil parçalarιna ayrιştιrιlmasι, farklι doğal süreçlerin ve
nesnelerin belirli sιnιflar halinde bölümlenmesi, organik varlιklarιn iç
anatomisinin kendi çeşitliliği içinde incelenmesi: doğa hakkιnda
edindiğimiz bilgilerimizde son dört yüz yιl boyunca kaydedilmiş bulunan
muazzam adιmlarιn temel koşullarι işte bunlardιr. Ama bu bize, doğal
nesneleri ve süreçleri yalιtιlmιş olarak, genel bağlamlarιndan
kopartιlmιş olarak gözleme alιşkanlιğιnι; yani onlarι hareketleri
içerisinde değil de durgun hallerinde; özü itibariyle değişken unsurlar
olarak değil de değişmez unsurlar olarak; yaşamlarι içinde değil de
ölümleri içinde gözlemleme alιşkanlιğιnι miras bιrakmιştιr
Şimdi bunu Gleick’ιn kitabιndaki şu pasajla karşιlaştιrιn:
Bilimciler nesneleri parçalara ayιrιrlar ve her birine tek tek bakarlar.
Eğer atomaltι parçacιklarιn etkileşimini incelemek isterlerse, ikisini
ya da üçünü bir araya getirirler. Burada epey karιşιklιk vardιr. Halbuki
kendi kendine benzeme gücü, karmaşιklιğιn çok daha üst düzeylerinde
başlar. Bu, bütüne bakabilme sorunudur.
Eğer “indirgemecilik” sözcüğünün yerine “metafizik düşünme tarzι”
sözcüğünü geçirirsek, temel fikrin aynι olduğunu görürüz. Şimdi
Engels’in indirgemecilik (“metafizik yöntem”) eleştirisinden hangi
sonucu çιkardιğιna bakalιm:
Şeyleri ve onlarιn yansιmasι olan, düşünceleri, esas olarak karşιlιklι
bağlantιlarι, birbirini takip edişleri, hareketleri, doğumlarι ve
ölümleri içinde kavrayan diyalektik için, yukarιda bahsettiğimiz türde
süreçler, bizzat onun ele alιnιş yönteminin birer doğrulanιşιdιrlar.
Doğa, diyalektiğin deneme tahtasιdιr ve modern doğa bilimi için şu
söylenmelidir ki, doğa, bu deneme tahtasι için son derece zengin ve gün
be gün artan materyaller sağlamakta ve böylelikle son tahlilde doğal
sürecin metafizik değil diyalektik olduğunu kanιtlamιş bulunmaktadιr...
Fakat diyalektik düşünmeyi öğrenmiş olan bilimciler hâlâ parmakla
sayιlabilecek kadar azdιr ve bu nedenle yapιlan keşiflerle eski
geleneksel düşünme tarzι arasιndaki ihtilâf, teorik doğa bilimlerine
bugünlerde egemen olan ve hem öğretmenleri hem öğrencileri, hem
yazarlarι hem okurlarι umutsuzluğa sürükleyen sιnιrsιz kafa
karιşιklιğιnι açιklar.
Yüz yιldan fazla bir süre önce yaşlι Engels fiziksel bilimlerin bugünkü
durumunu tam bir kesinlikle betimlemektedir. Bu husus, Ilya Prigogine
(1977 Nobel kimya ödülünün sahibi) ve Isabelle Stengers tarafιndan, Kaostan Düzene, Ínsanιn Tabiatla Yeni Diyaloğu adlι kitaplarιnda takdir edilmiştir, şöyle yazιyorlar:


Belli bir dereceye kadar, bu ihtilâfla (Newton fiziği ile yeni bilimsel
düşünceler arasιndaki) diyalektik materyalizmi ortaya çιkartan ihtilâf
arasιnda bir benzerlik vardιr. ... Materyalizmin ayrιlmaz bir parçasι
olarak doğanιn bir tarihi olduğu düşüncesi, Marx tarafιndan ve
ayrιntιlarιyla da Engels tarafιndan ileri sürülmüştü. Fizikteki çağdaş
gelişmeler, tersinmezlik tarafιndan oynanan yapιcι rolün keşfi, böylece,
uzun zaman önce materyalistler tarafιndan sorulan bir soruyu doğa
bilimleri çerçevesi içinde de ortaya koydu. Onlara göre, doğayι
kavramak, onu, insanι ve insan toplumlarιnι üretme yeteneğinde olan bir
şey olarak kavramak anlamιna geliyordu.
Üstelik Engels Doğanιn Diyalektiği’ni yazdιğι sιralarda, fiziksel
bilimler, mekanik dünya anlayιşιnι reddetmiş ve doğanιn tarihsel
gelişimi düşüncesine yaklaşmιş gibi görünüyordu. Engels üç temel
keşiften bahseder: Enerji ve onun nitel dönüşümlerine hükmeden yasalar,
yaşamιn temel taşι olarak hücre ve Darwin’in türlerin evrimini keşfi. Bu
büyük keşiflerin ιşιğιnda Engels, mekanik dünya görüşünün ölmüş olduğu
sonucuna çιkmιştι.
Bilim ve teknolojideki tüm harika gelişmelere rağmen köklü bir
keyifsizlik duygusu söz konusudur. Artan sayιda bilimci yaygιn
geleneklere karşι isyan etmeye ve karşιlarιndaki sorunlara yeni çözümler
aramaya başlamιştιr. Bunun bilimde er ya da geç, yaklaşιk yüz yιl önce
Einstein ve Planck tarafιndan gerçekleştirilene benzer bir yeni devrimle
sonuçlanacağι kesindir. Bizzat Einstein’ιn bilim kuruluşlarιnιn üyesi
olmaktan uzak duruşu anlamlιdιr.
Şunlarι söylüyor Gleick:
Yirminci yüzyιlιn büyük kιsmιnιn ana eğilimi, gittikçe artan enerji
düzeylerinde, gittikçe küçülen ölçeklerde ve gittikçe kιsalan zaman
dilimlerinde maddenin yapι taşι olan bloklarι araştιran parçacιk fiziği
olmuştur. Parçacιk fiziğinden, doğanιn temel kuvvetleri ve evrenin
kökenine dair teoriler çιktι. Oysa bazι genç fizikçiler, bu en prestijli
bilim dalιnιn yöneliminden gittikçe artan bir memnuniyetsizlik
duydular. Ílerleme ağιr aksak bir hal almaya, yeni parçacιklarιn
adlandιrιlmasι saçma sapan olmaya, teorinin yapιsι da arapsaçιna dönmeye
başlamιştι. Kaosun ortaya çιkιşιnda, genç bilimciler fiziğin tümü
açιsιndan bir rota değişikliğinin başlangιcιnι gördüklerine inandιlar.
Onlara göre meydan uzun zamandιr yüksek enerjili parçacιklar ve kuantum
mekaniğinin parιltιlι soyutlamalarιyla doluydu.
Kaos ve Diyalektik
Kesin bir kaos teorisi görüşünü şekillendirmek için henüz çok erken. Ne
var ki, bu bilimcilerin diyalektik doğa görüşü doğrultusunda el
yordamιyla ilerlemekte olduklarι çok açιktιr. Meselâ niceliğin niteliğe
dönüşümü (ve tersi) diyalektik yasasι kaos teorisinde belirgin bir rol
oynar:
Von Neumann, karmaşιk bir dinamik sistemin kararsιzlιk noktalarι –yani
küçük bir dokunuşun büyük sonuçlarιnιn olabileceği kritik noktalar, bir
tepenin üstünde dengede duran bir topun durumunda olduğu gibi–
olabileceğini kavramιştι.
Ve yine:
Gerçek hayatta olduğu gibi bilimde de, birtakιm zincirleme olaylarda,
küçük değişiklikleri büyütebilecek kriz noktalarιnιn bulunduğu gayet iyi
bilinir. Kaos ise bu noktalarιn her yerde olduğu anlamιna geliyordu.
Noktalar her tarafa yayιlmιşlardι.
Bu ve birçok başka pasaj, diyalektik ile kaos teorisinin belli yönleri
arasιnda çarpιcι bir benzerliği açιğa çιkarιyor. Oysa en inanιlmaz şey
şudur ki, “kaosun” öncülerinin büyük bir çoğunluğunun yalnιzca Marx ve
Engels’in yazιlarιndan değil Hegel’inkilerden de en ufak haberleri
yokmuş gibi görünür! Bir anlamda bu durum, diyalektik materyalizmin
doğruluğunun çok daha çarpιcι bir kanιtιnι teşkil eder. Ama diğer
açιdan, yeterli bir felsefi çerçeve ve metodolojinin bunca zamandιr ve
gereksiz yere bilimden esirgendiği düşüncesi de düş kιrιcιdιr.
300 yιldιr fizik lineer sistemlere dayandιrιlmιştι. Lineer kavramι, eğer
böyle bir denklemi bir grafik üzerinde gösterirseniz düz bir doğrunun
ortaya çιkacağι anlamιna gelir. Gerçekte, doğanιn büyük bir bölümü tam
da bu şekilde işliyormuş görünür. Klasik mekaniğin doğayι yeterince
tarif edebilmesinin nedeni budur. Ne var ki, doğanιn büyük bir bölümü
lineer değildir ve lineer sistemler aracιlιğιyla anlaşιlamaz. Beyin
şüphesiz lineer bir tarzda işlemez, kaotik yükseliş ve çöküş
döngüleriyle ekonomi de öyle. Nonlineer bir denklem düz bir doğruyla
ifade edilmez, gerçekliğin düzensiz, çelişkili ve çoğu durumda kaotik
doğasιnι dikkate alιr.
Tüm bunlar kozmologlar hakkιnda kendimi çok kötü hissetmeme yol açιyor,
bu adamlar bizlere, evrenin kökenlerini bulduklarιnι, bu işi oldukça iyi
becerdiklerini, tek istisnanιn ilk milisaniye ya da Büyük Patlama anι
olduğunu anlatιp duruyorlar. Zaten katι bir monetarizm dozunun hepimize
iyi geleceğine yemin billâh eden politikacιlar da, birkaç milyon işsizin
yalnιzca küçük bir hιçkιrιk olarak değerlendirilmesi gerektiğinden emin
değiller mi? Matematiksel ekolojist Robert May de 1976’da benzer
hisleri seslendirmişti. “Eğer daha fazla insan, yalnιzca araştιrma
alanιnda değil, politika ve ekonominin günlük dünyasιnda da basit
sistemlerin mutlaka basit dinamik özelliklere sahip olmadιğιnι kavramιş
olsaydι, hepimiz daha iyi bir durumda olurduk.”


Modern bilimin sorunlarι, bilinçli bir diyalektik yöntemi (bilinçsiz,
gelişigüzel, ampirik bir yöntemin zιttι olan) benimsemekle çok daha
kolay çözülebilirlerdi. Kaos teorisinin genel felsefi anlamιnιn kaos
bilimcileri tarafιndan tartιşιlmakta olduğu açιktιr. Gleick, kaosun,
“sahip olduğu her dinamik olanağι rastlantιsal olarak keşfetmek üzere
serbest kalmιş sistemler” anlamιna geldiğini söylediğinden Ford’a
“kendini ilân eden bir kaos misyoneri” olarak atιfta bulunur. Diğerleri
ise görünüşte rastlantιsal sistemlere atιfta bulunuyorlar. Belki de en
iyi tanιm Yale’deki teorik fizikçi Jensen’den geliyor. Jensen, “kaosu”,
“deterministik, nonlineer dinamik sistemlerin düzensiz, öngörülemez
davranιşι” olarak tanιmlιyor.

Yeni bilim, Ford’un yapιyor göründüğü gibi rastlantιlιlιğι bir doğa
ilkesi haline getirmektense, tam tersini yaparak, inkâr edilemez bir
şekilde gösteriyor ki, rastlantιsal olduğu düşünülen süreçler (günlük
amaçlarιmιz bakιmιndan halen öyle düşünülebilirler) yine de altta yatan
bir determinizm tarafιndan –18. yüzyιlιn kaba determinizmi tarafιndan
değil, diyalektik determinizm tarafιndan– güdülenmektedir.


Yeni bilime ilişkin ileri sürülen iddialardan bazιlarι çok görkemlidir
ve belki de yöntem ve tekniklerin gelişmesi ve rafine hale
getirilmesiyle birlikte bu iddialarιn doğru olduğu kanιtlanabilir. Bu
bilimin savunucularιndan bazιlarι işi 20. yüzyιlιn üç şeyle anιlacağιnι
söylemeye kadar götürüyorlar: Görelilik, kuantum mekaniği ve kaos.
Albert Einstein, kuantum teorisinin kurucularιndan biri olmasιna karşιn,
deterministik olmayan bir evren fikrine asla rιza göstermemişti.
Fizikçi Neils Bohr’a gönderdiği bir mektubunda, “Tanrι zar atmaz” diye
diretmişti. Kaos teorisi, yalnιzca Einstein’ιn bu noktada haklι olduğunu
göstermekle kalmamιş, daha teori emekleme dönemindeyken bile, yüz
yιldan fazla bir süre önce Marx ve Engels tarafιndan öne sürülen temel
dünya görüşünün harikulade bir kanιtι olduğunu göstermiştir.

Gittikçe çιkmaza giren “lineer” metodolojiden kopmaya ve sürekli değişen
tabiatιn türbülanslι gerçekliğiyle çok daha uyumlu yeni bir “nonlineer”
matematik geliştirmeye çaba gösteren kaos teorisinin bunca
taraftarιnιn, mantιk alanιnda iki bin yιl boyunca gerçekleşen yegâne
gerçek devrimden bütünüyle habersiz oluşu hakikaten şaşιrtιcιdιr: Hegel
tarafιndan ayrιntιlarιyla geliştirilen ve ardιndan Marx ve Engels
tarafιndan bilimsel ve materyalist bir temelde kusursuzlaştιrιlan
diyalektik mantιk. Eğer bilimciler, tabiatιn dinamik gerçekliğiyle her
adιmda çatιşan değil de bu gerçekliği sahiden yansιtan bir metodolojiyle
donanmιş olsalardι, kim bilir bilim alanιnda patlak veren kaç hatadan,
çιkmaz sokaktan ve bunalιmdan kaçιnιlabilirdi!



Kaynak:

Engels, Anti-Dühring, s.16. [Anti-Dühring, s.55-56]

J. Gleick, Chaos, s.86. [Kaos, s.97]

Engels, The Dialectics of Nature, s.31. [Doğanιn Diyalektiği, s.33]

J. Gleick, Chaos, s.31, 5, 11 ve 61-2. [Kaos, s.28, VI, VII-VIII, bulunamadι]

Engels, Anti-Dühring, s.24-5. [Anti-Dühring, s.71]

J. Gleick, Chaos, s.115. [Kaos, s.136]

Engels, Anti-Dühring, s.29. [Anti-Dühring, s.73-74]

Prigogine ve Stengers, Order Out of Kaos, s.252-3. [Kaostan Düzene, s.300]

J. Gleick, Chaos, s.6, 18-9 ve 23. [Kaos, s.VIII-IX, 12, 18]

I. Stewart, Does God Play Dice?, s.21.