|
Karl Marx ve Friedrich Engels tarafιndan ayrιntιlι biçimde geliştirilen diyalektik materyalizm, politik ekonomiden çok daha fazlasιnι ifade ediyordu: o bir dünya görüşüydü. Doğa, özellikle Engels’in çalιşmalarιnda göstermeye çalιştιğι gibi, hem materyalizmin hem de diyalektiğin doğruluğunun kanιtιdιr. “Matematiğin ve doğal bilimlerin bu özetini çιkarmamda” diye yazιyordu, “tarihteki olaylarιn görünürdeki tesadüfiliğine egemen olan diyalektik hareket yasalarιyla aynι diyalektik hareket yasalarιnιn doğada, sayιsιz değişimin karmaşasι içinde kendilerini kabul ettirdiklerinden ayrιntιda emin olmak söz konusuydu.” Bilimciler Marksizmi çağrιştιran politik anlamιndan dolayι diyalektik materyalizmden nadiren haberdar olsalar da, onlarιn zamanιndan bu yana bilimsel keşifler alanιnda yaşanan her önemli yeni gelişme Marksist bakιş açιsιnι doğrulamιştιr. Bugün kaos teorisinin ortaya çιkιşι, bilimsel sosyalizmin kurucularιnιn temel fikirleri açιsιndan taze dayanaklar sunmaktadιr. Bir su damlasι bazen düzenli olarak damlar, bazen düzensiz; bir sιvιnιn hareketi hem türbülanslιdιr hem değil; kalbimiz düzenli olarak atar ama bazen çarpιntι yapar; hava sιcak ya da soğuk eser. Nerede karşιmιza kaotik görünen bir hareket çιksa –ve aslιnda her tarafιmιz onunla doludur– bu harekete sιkι bir bilimsel bakιş açιsιyla yaklaşma çabasι genellikle çok nadir olmaktadιr. O halde kaotik sistemlerin genel özellikleri nelerdir? Bu sistemleri matematiksel terimlerle tanιmlamakla matematik ne gibi uygulamalara sahip oluyor? Gleick ve diğerlerinin önem verdikleri özelliklerden biri “kelebek etkisi”dir. Lorenz, bilgisayar simülasyonlu hava tahminlerinde dikkate değer bir gelişme keşfetmişti. Simülasyonlarιndan biri, nonlineer ilişkiler içeren on iki değişkene bağlιydι. Eğer simülasyon bir öncekinin başlangιç değerlerinden yalnιzca çok küçük farklιlιklar –bir değer setinde altι ondalιk basamağa kadar değerler varken diğerinde üç ondalιk basamağa kadar değerlerin olmasι gibi farklιlιklar– taşιyan yeni değerlerle yeniden başlatιlιrsa, bilgisayarιn ilk durumdakinden çιlgιnca sapan farklι “hava durumlarι” ürettiğini bulmuştu. Çok küçük bir pertürbasyonun beklenebilir olduğu bir noktada, kιsa bir fark edilebilir benzerlik döneminden hemen sonra bütünüyle farklι bir desen oluşuyordu. Bunun anlamι şudur, karmaşιk, nonlineer bir sistemde, girdilerdeki küçük bir değişiklik çιktιlarda devasa değişiklikler üretebilir. Lorenz’in bilgisayar dünyasιnda, bu durum, dünyanιn bir tarafιnda kanatlarιnι çιrpan bir kelebeğin, dünyanιn başka bir tarafιnda bir kasιrgaya yol açmasιna denk düşüyordu. Buradan çιkarιlabilecek sonuç şudur: hava durumunu belirleyecek kuvvetler ve süreçler bu kadar karmaşιk olduğuna göre, önümüzdeki kιsa zaman diliminin ötesinde bir hava tahmini asla yapιlamaz. Gerçekte, dünyadaki en büyük hava tahmin bilgisayarι olan Avrupa Orta-vadeli Hava Tahmini Merkezindeki bilgisayar saniyede 400 milyon hesaplama yapabilir. Bu bilgisayar dünyanιn her tarafιndan her gün 100 milyon farklι hava ölçümü almakta ve on günlük bir tahmin yapabilmek için kesintisiz üç saat boyunca bu verileri işlemektedir. Yine de iki ya da üç günün ötesinde yapιlan tahminler spekülatiftir, altι ya da yedi günü aşan tahminler ise hiçbir değer taşιmaz. O halde kaos teorisi, karmaşιk nonlineer sistemlerin öngörülebilirliğine belli sιnιrlar koyar.Buna rağmen Gleick ve diğerlerinin, kelebek etkisine, sanki bu, kaos teorisine tuhaf bir mistik esrar şιrιnga ediyormuşçasιna bu denli dikkat sarf etmesi tuhaftιr. Matematiksel olarak kesin bir biçimde modellenmemiş bile olsa, şurasι yeterince ortaya konulmuştur ki, benzer diğer karmaşιk sistemlerde de girdilerdeki küçük bir değişiklik çιktιlarda büyük farklιlιklar üretebilir, bir “nicelik” birikimi “niteliğe” dönüştürülebilir. Örneğin insan ile şempanzelerin temel genetik yapιlarιnda yalnιzca yüzde ikiden daha az bir farklιlιk vardιr; moleküler kimyanιn kavramlarιyla miktarι belirlenebilecek olan bir farklιlιktιr bu. Yine de genetik “kodu” canlι bir hayvana dönüştürmekteki karmaşιk, nonlineer süreçlerde bu küçük farklιlιk bir varlιk ile bir başka varlιk arasιndaki farklιlιk anlamιna gelir. Marksizm kendisini tüm nonlineer sistemlerin belki de en karmaşιğι olan, insan toplumuna uygular. Sayιsιz bireyin muazzam etkileşimiyle, politika ve ekonomi öylesine karmaşιk bir sistem oluşturur ki, onun yanιnda gezegenlerin hava sistemleri kurulu bir saat gibidir. Bununla birlikte, diğer “kaotik” sistemlerde olduğu gibi, toplum da bilimsel olarak ele alιnabilir; tιpkι hava durumunda olduğu gibi, sιnιrlar anlaşιldιğι sürece. Ne yazιk ki, Gleick’ιn kitabι kaos teorisinin politika ve ekonomiye uygulanιşι konusunda açιk değildir. Gleick, Mandelbrot tarafιndan yapιlan bir deneyi aktarιr. Mandelbrot, New York borsasιndaki pamuk fiyatlarιnιn yüz yιl boyunca geçirdiği değişimleri IBM’deki bilgisayarιna girmişti. “Tek tek ele alιndιğιnda her fiyat değişikliği gelişigüzel ve öngörülemez bir nitelik taşιyordu” diye yazar. “Bununla birlikte değişiklik dizileri ölçeğe tâbi değildi: günlük fiyat değişimlerini ve aylιk fiyat değişimlerini gösteren eğriler birbiriyle tamamen örtüşüyordu ... değişim derecesi, iki dünya savaşι ve bir ekonomik depresyon görüp geçirmiş fιrtιnalι bir altmιş yιllιk dönem boyunca sabit kalmιştι.” Bu pasaj gözü kapalι kabul edilemez. Belli sιnιrlar içerisinde, diğer modellerde ya da kaotik sistemlerde de teşhis edilen aynι matematiksel desenleri görmenin mümkün olduğu belki doğrudur. Ancak insan toplumunun ve ekonominin neredeyse sιnιrsιz karmaşιklιğι dikkate alιndιğιnda, savaşlar gibi büyük olaylarιn bu desenleri bozmayacağι düşünülemez. Marksistler toplumun bilimsel incelemeye uygun olduğunu savunurlar. Ortada yalnιzca şekilsizlik görenlerin aksine Marksistler insanιn gelişimine, maddi güçlerden ve sιnιflar vs. gibi toplumsal kategorilerin bilimsel bir tanιmlanιşιndan hareketle yaklaşιrlar. Eğer kaos biliminin gelişimi bilimsel yöntemin politikada ve ekonomide de geçerli olduğu şeklinde bir kabule yol açιyorsa, bu gerçekten de onun önemli bir artιsιdιr. Ne var ki Marx ve Engels’in her zaman farkιnda olduğu gibi, uğraştιklarι konu kesin olmayan bir bilimdir, yani ancak genel eğilimlerin ve gelişmelerin izi sürülebilir, tüm etkilerin ve tüm koşullarιn ayrιntιlι ve derin bir bilgisi mümkün değildir. Pamuk fiyatlarι örneğine rağmen, Gleick’ιn kitabι bu Marksist görüşün yanlιş olduğuna dair herhangi bir kanιt sunmuyor. Ínceleyebileceği 100 yιllιk veri birikimi mevcutken Mandelbrot’un neden yalnιzca 60 yιllιk fiyatlarda güya bir desen gördüğünün herhangi bir açιklamasι gerçekte yapιlmιyor. Dahasι kitabιn başka bir yerinde Gleick şunu ekliyor: “Íktisatçιlar piyasada garip çekiciler arayιp durdular ama bugüne kadar bulamadιlar.” Ekonomi ve politika alanlarιndaki bariz sιnιrlamalara rağmen yine de şurasι açιktιr ki, rastlantιsal ya da kaotik sistemler olarak düşünülmüş olan şeylerin matematiksel olarak “evcilleştirilmesi” bir bütün olarak bilim açιsιndan derin anlamlara sahiptir. Bu, geçmişte büyük ölçüde sιnιrlarιmιzιn dιşιnda kalan süreçlerin incelenmesi açιsιndan pek çok yeni ufuk açmaktadιr. Íş bölümü Rönesansιn büyük bilimcilerinin temel özelliklerinden biri, bütünsel insanlar olmalarιydι. Çok yönlü bir gelişime sahiplerdi ve bu yönleri meselâ Leonardo da Vinci’nin büyük bir mühendis, matematikçi ve mekanisyen olmasι kadar bir sanat dehasι olmasιnι da mümkün kιlιyordu. Aynι şey Dürer, Machiavelli, Luther ve çok sayιdaki diğerleri için de geçerliydi. Engels’in dediği gibi: O zamanιn kahramanlarι henüz işbölümünün kölesi durumunda değillerdi, onlarιn haleflerinde çok sιk karşιmιza çιkan şey, tek boyutluluğu üretmesiyle bu işbölümünün sιnιrlayιcι etkileridir. Íşbölümü kuşkusuz üretici güçlerin gelişiminde zorunlu bir rol oynar. Ne var ki kapitalizmde bu durum kendi karşιtιna dönüşmeye başladιğι bir uç noktaya kadar gerçekleşmiştir. Kafa ve kol emeği arasιndaki aşιrι bölünme, bir yanda milyonlarca insanιn akιl almaz derecede ağιr ve bunaltιcι bir iş yaşamιna mahkûm edilmesi ve her insanda saklι olan yaratιcιlιğι ve icat yeteneğini sergileme olanağιndan mahrum edilmesi anlamιna gelmektedir. Öteki aşιrι uçta ise, “bilim ve kültür bekçileri” unvanιnι kendi kişisel hakkι olarak gören bir tür entelektüel papazlιk kastιnιn gelişimiyle karşι karşιyayιz. Bu insanlarιn toplumun gerçek yaşantιsιndan uzak kalmasι ölçüsünde, bu durum onlarιn bilincinde olumsuz bir etki yaratmaktadιr. Bunlar tümüyle dar ve tek yanlι bir yolda gelişmektedirler. Yalnιzca “sanatçιlarι” bilimcilerden ayιran bir uçurum değildir söz konusu olan, bilim camiasιnιn kendisi de, daralan uzmanlaşma alanlarιnda gitgide artan bölünmelerle parçalanmaktadιr. Tam da fizik, kimya ve biyoloji arasιndaki “sιnιr çizgilerinin” silinmeye başladιğι bir anda, örneğin fiziğin farklι dallarιnι birbirinden ayιran uçurumun üzerine bir köprünün bile neredeyse yapιlamaz hale gelişi ironiktir. James Gleick durumu şu şekilde açιklιyor: Íşe dιşarιdan bakan bazι kimseler, bilim camiasιnιn kendi içinde ne kadar dar kapsamlι bir bölünmüşlük gösterdiğini fark etmiş, bilim disiplinlerini sanki zιrhlι bir savaş gemisinde birinden diğerine su geçmemesi için özel kapιlarla ayrιlmιş bölmelere benzetmişlerdir. Biyologlara matematik literatürünü yakιndan takip etmeksizin okumak yetmektedir; bununla bitse iyi, moleküler biyologlara da popülasyon biyolojisini yakιndan takip etmeksizin okumak yetmektedir, fizikçilerin ise zamanlarιnι geçirmek için meteoroloji bültenlerini incelemekten daha önemli işleri var. Kaos teorisinin ortaya çιkιşι, bilim camiasιnιn içinde son yιllarda bir şeylerin değişmeye başladιğιnιn göstergelerinden biridir. Farklι alanlardan bilimciler, her nasιlsa bir kör noktaya gelip dayandιklarιnι giderek artan ölçüde hissediyorlar. Yeni bir yön bulmak gerekiyor. Bu nedenle kaos matematiğinin doğuşu, Engels’in söylediği gibi, doğanιn diyalektik karakterinin bir kanιtι, gerçekliğin tümüyle dinamik sistemlerden hatta tek bir bütün sistemden oluştuğunun ve (ne kadar yararlι olursa olsun) bu sistemlerden soyutlanmιş modellerden oluşmadιğιnιn bir hatιrlatιcιsιdιr. Kaos teorisinin temel özellikleri nelerdir? Gleick bu özellikleri şöyle tanιmlιyor: “Bazι fizikçilere göre, kaos bir durumdan çok bir sürecin, varlιktan çok oluşumun bilimidir.” “Bunlar, bilimde indirgemeciliğe –sistemlerin bu sistemi oluşturan parçalar (kuarklar, kromozomlar, ya da nötronlar) aracιlιğιyla analizi– dönük eğilime sιrt çevirdiklerini düşünüyorlar. Bütünü aradιklarιna inanιyorlar.” Diyalektik materyalizm yöntemi, tam da “durumdan çok sürece, varlιktan çok oluşuma” bakmaktιr. “Geçen on yιlda, eski indirgemeci yaklaşιmlarιn bir kör noktaya gelip dayandιğι duygusu gittikçe artan sayιda insan tarafιndan hissedilmeye başlamιş ve en boyun eğmez fizik bilimcilerinin bazιlarι bile dünyanιn gerçek karmaşιklιğιnι ihmâl eden matematiksel soyutlamalardan illallah demişlerdi. Yeni bir yaklaşιm için yarι bilinçli bir biçimde el yordamιyla ilerler görünüyorlardι –ve süreç içerisinde, geleneksel sιnιrlarι yιllardιr yapmadιklarι şekilde kaldιrιp atmakta olduklarιnι düşündüler. Belki de yüzyιllardιr.” Kaos, dinamik sistemlerin ayrι parçalarιndan ziyade bütününün bilimi olduğundan, aslιnda diyalektik görüşün bilinçsizce haklι çιkarιlmasι demektir. Şimdiye dek, bilimsel araştιrma, kendisini oluşturan parçalara çok fazla ayrιlmιştι. “Parçalarιn” peşinden koşan bilim uzmanlarι hiç de nadir olmayan bir biçimde “bütünü” hepten unutacak kadar uzmanlaşιrlar. Bu nedenle deney ve teorik akιl yürütme gerçeklikten gittikçe uzaklaştι. Yüz yιldan fazla bir süre önce Engels, şeyleri yalιtιlmιş halleriyle, bütünü unutarak ele alan metafizik yöntemin darlιğιnι eleştirmişti. Kaos teorisi savunucularιnιn kalkιş noktasι, “indirgemecilik” olarak adlandιrdιklarι bu metafizik yönteme duyulan tepkiydi tam da. Engels, doğanιn incelenişinin ayrι disiplinlere “indirgenmesinin” belli ölçülerde zorunlu ve kaçιnιlmaz olduğunu açιklamιştι. Doğayι veya insanlιk tarihini veyahut bizzat kendi entelektüel faaliyetimizi iyice ele alιp incelersek, ilk göreceğimiz şey, hiçbir şeyin olduğu gibi, olduğu yerde ve olduğu şekliyle kalmadιğι, her şeyin hareket ettiği, değiştiği, olduğu ve yok olduğu, sonu olmayan bir bağlantιlar yumağι tablosudur... Ama bu kavrayιş, bir bütün olarak olgular tablosunun genel karakterini ne kadar doğru ifade ederse etsin, bu tabloyu oluşturan ayrιntιlarι açιklamaya yetmez ve bunu yapamadιğιmιz sürece, tüm tablo hakkιnda net bir fikrimiz olamaz. Bu ayrιntιlarι anlamak için, onlarι kendi doğal ya da tarihsel bağlantιlarιndan ayιrmak ve her birini kendi doğalarιna, özel neden ve sonuçlarιna göre ayrι ayrι incelemek zorundayιz. Ama Engels’in yeterince uyarιda bulunduğu gibi, “indirgemeciliğe” geri dönüş diyalektik olmayan bir görüşe ya da metafizik düşüncelere de yol açabilir.Doğanιn tekil parçalarιna ayrιştιrιlmasι, farklι doğal süreçlerin ve nesnelerin belirli sιnιflar halinde bölümlenmesi, organik varlιklarιn iç anatomisinin kendi çeşitliliği içinde incelenmesi: doğa hakkιnda edindiğimiz bilgilerimizde son dört yüz yιl boyunca kaydedilmiş bulunan muazzam adιmlarιn temel koşullarι işte bunlardιr. Ama bu bize, doğal nesneleri ve süreçleri yalιtιlmιş olarak, genel bağlamlarιndan kopartιlmιş olarak gözleme alιşkanlιğιnι; yani onlarι hareketleri içerisinde değil de durgun hallerinde; özü itibariyle değişken unsurlar olarak değil de değişmez unsurlar olarak; yaşamlarι içinde değil de ölümleri içinde gözlemleme alιşkanlιğιnι miras bιrakmιştιr Şimdi bunu Gleick’ιn kitabιndaki şu pasajla karşιlaştιrιn: Bilimciler nesneleri parçalara ayιrιrlar ve her birine tek tek bakarlar. Eğer atomaltι parçacιklarιn etkileşimini incelemek isterlerse, ikisini ya da üçünü bir araya getirirler. Burada epey karιşιklιk vardιr. Halbuki kendi kendine benzeme gücü, karmaşιklιğιn çok daha üst düzeylerinde başlar. Bu, bütüne bakabilme sorunudur. Eğer “indirgemecilik” sözcüğünün yerine “metafizik düşünme tarzι” sözcüğünü geçirirsek, temel fikrin aynι olduğunu görürüz. Şimdi Engels’in indirgemecilik (“metafizik yöntem”) eleştirisinden hangi sonucu çιkardιğιna bakalιm: Şeyleri ve onlarιn yansιmasι olan, düşünceleri, esas olarak karşιlιklι bağlantιlarι, birbirini takip edişleri, hareketleri, doğumlarι ve ölümleri içinde kavrayan diyalektik için, yukarιda bahsettiğimiz türde süreçler, bizzat onun ele alιnιş yönteminin birer doğrulanιşιdιrlar. Doğa, diyalektiğin deneme tahtasιdιr ve modern doğa bilimi için şu söylenmelidir ki, doğa, bu deneme tahtasι için son derece zengin ve gün be gün artan materyaller sağlamakta ve böylelikle son tahlilde doğal sürecin metafizik değil diyalektik olduğunu kanιtlamιş bulunmaktadιr... Fakat diyalektik düşünmeyi öğrenmiş olan bilimciler hâlâ parmakla sayιlabilecek kadar azdιr ve bu nedenle yapιlan keşiflerle eski geleneksel düşünme tarzι arasιndaki ihtilâf, teorik doğa bilimlerine bugünlerde egemen olan ve hem öğretmenleri hem öğrencileri, hem yazarlarι hem okurlarι umutsuzluğa sürükleyen sιnιrsιz kafa karιşιklιğιnι açιklar. Yüz yιldan fazla bir süre önce yaşlι Engels fiziksel bilimlerin bugünkü durumunu tam bir kesinlikle betimlemektedir. Bu husus, Ilya Prigogine (1977 Nobel kimya ödülünün sahibi) ve Isabelle Stengers tarafιndan, Kaostan Düzene, Ínsanιn Tabiatla Yeni Diyaloğu adlι kitaplarιnda takdir edilmiştir, şöyle yazιyorlar:
Belli bir dereceye kadar, bu ihtilâfla (Newton fiziği ile yeni bilimsel düşünceler arasιndaki) diyalektik materyalizmi ortaya çιkartan ihtilâf arasιnda bir benzerlik vardιr. ... Materyalizmin ayrιlmaz bir parçasι olarak doğanιn bir tarihi olduğu düşüncesi, Marx tarafιndan ve ayrιntιlarιyla da Engels tarafιndan ileri sürülmüştü. Fizikteki çağdaş gelişmeler, tersinmezlik tarafιndan oynanan yapιcι rolün keşfi, böylece, uzun zaman önce materyalistler tarafιndan sorulan bir soruyu doğa bilimleri çerçevesi içinde de ortaya koydu. Onlara göre, doğayι kavramak, onu, insanι ve insan toplumlarιnι üretme yeteneğinde olan bir şey olarak kavramak anlamιna geliyordu. Üstelik Engels Doğanιn Diyalektiği’ni yazdιğι sιralarda, fiziksel bilimler, mekanik dünya anlayιşιnι reddetmiş ve doğanιn tarihsel gelişimi düşüncesine yaklaşmιş gibi görünüyordu. Engels üç temel keşiften bahseder: Enerji ve onun nitel dönüşümlerine hükmeden yasalar, yaşamιn temel taşι olarak hücre ve Darwin’in türlerin evrimini keşfi. Bu büyük keşiflerin ιşιğιnda Engels, mekanik dünya görüşünün ölmüş olduğu sonucuna çιkmιştι. Bilim ve teknolojideki tüm harika gelişmelere rağmen köklü bir keyifsizlik duygusu söz konusudur. Artan sayιda bilimci yaygιn geleneklere karşι isyan etmeye ve karşιlarιndaki sorunlara yeni çözümler aramaya başlamιştιr. Bunun bilimde er ya da geç, yaklaşιk yüz yιl önce Einstein ve Planck tarafιndan gerçekleştirilene benzer bir yeni devrimle sonuçlanacağι kesindir. Bizzat Einstein’ιn bilim kuruluşlarιnιn üyesi olmaktan uzak duruşu anlamlιdιr. Şunlarι söylüyor Gleick: Yirminci yüzyιlιn büyük kιsmιnιn ana eğilimi, gittikçe artan enerji düzeylerinde, gittikçe küçülen ölçeklerde ve gittikçe kιsalan zaman dilimlerinde maddenin yapι taşι olan bloklarι araştιran parçacιk fiziği olmuştur. Parçacιk fiziğinden, doğanιn temel kuvvetleri ve evrenin kökenine dair teoriler çιktι. Oysa bazι genç fizikçiler, bu en prestijli bilim dalιnιn yöneliminden gittikçe artan bir memnuniyetsizlik duydular. Ílerleme ağιr aksak bir hal almaya, yeni parçacιklarιn adlandιrιlmasι saçma sapan olmaya, teorinin yapιsι da arapsaçιna dönmeye başlamιştι. Kaosun ortaya çιkιşιnda, genç bilimciler fiziğin tümü açιsιndan bir rota değişikliğinin başlangιcιnι gördüklerine inandιlar. Onlara göre meydan uzun zamandιr yüksek enerjili parçacιklar ve kuantum mekaniğinin parιltιlι soyutlamalarιyla doluydu. Kaos ve Diyalektik Kesin bir kaos teorisi görüşünü şekillendirmek için henüz çok erken. Ne var ki, bu bilimcilerin diyalektik doğa görüşü doğrultusunda el yordamιyla ilerlemekte olduklarι çok açιktιr. Meselâ niceliğin niteliğe dönüşümü (ve tersi) diyalektik yasasι kaos teorisinde belirgin bir rol oynar: Von Neumann, karmaşιk bir dinamik sistemin kararsιzlιk noktalarι –yani küçük bir dokunuşun büyük sonuçlarιnιn olabileceği kritik noktalar, bir tepenin üstünde dengede duran bir topun durumunda olduğu gibi– olabileceğini kavramιştι. Ve yine: Gerçek hayatta olduğu gibi bilimde de, birtakιm zincirleme olaylarda, küçük değişiklikleri büyütebilecek kriz noktalarιnιn bulunduğu gayet iyi bilinir. Kaos ise bu noktalarιn her yerde olduğu anlamιna geliyordu. Noktalar her tarafa yayιlmιşlardι. Bu ve birçok başka pasaj, diyalektik ile kaos teorisinin belli yönleri arasιnda çarpιcι bir benzerliği açιğa çιkarιyor. Oysa en inanιlmaz şey şudur ki, “kaosun” öncülerinin büyük bir çoğunluğunun yalnιzca Marx ve Engels’in yazιlarιndan değil Hegel’inkilerden de en ufak haberleri yokmuş gibi görünür! Bir anlamda bu durum, diyalektik materyalizmin doğruluğunun çok daha çarpιcι bir kanιtιnι teşkil eder. Ama diğer açιdan, yeterli bir felsefi çerçeve ve metodolojinin bunca zamandιr ve gereksiz yere bilimden esirgendiği düşüncesi de düş kιrιcιdιr. 300 yιldιr fizik lineer sistemlere dayandιrιlmιştι. Lineer kavramι, eğer böyle bir denklemi bir grafik üzerinde gösterirseniz düz bir doğrunun ortaya çιkacağι anlamιna gelir. Gerçekte, doğanιn büyük bir bölümü tam da bu şekilde işliyormuş görünür. Klasik mekaniğin doğayι yeterince tarif edebilmesinin nedeni budur. Ne var ki, doğanιn büyük bir bölümü lineer değildir ve lineer sistemler aracιlιğιyla anlaşιlamaz. Beyin şüphesiz lineer bir tarzda işlemez, kaotik yükseliş ve çöküş döngüleriyle ekonomi de öyle. Nonlineer bir denklem düz bir doğruyla ifade edilmez, gerçekliğin düzensiz, çelişkili ve çoğu durumda kaotik doğasιnι dikkate alιr. Tüm bunlar kozmologlar hakkιnda kendimi çok kötü hissetmeme yol açιyor, bu adamlar bizlere, evrenin kökenlerini bulduklarιnι, bu işi oldukça iyi becerdiklerini, tek istisnanιn ilk milisaniye ya da Büyük Patlama anι olduğunu anlatιp duruyorlar. Zaten katι bir monetarizm dozunun hepimize iyi geleceğine yemin billâh eden politikacιlar da, birkaç milyon işsizin yalnιzca küçük bir hιçkιrιk olarak değerlendirilmesi gerektiğinden emin değiller mi? Matematiksel ekolojist Robert May de 1976’da benzer hisleri seslendirmişti. “Eğer daha fazla insan, yalnιzca araştιrma alanιnda değil, politika ve ekonominin günlük dünyasιnda da basit sistemlerin mutlaka basit dinamik özelliklere sahip olmadιğιnι kavramιş olsaydι, hepimiz daha iyi bir durumda olurduk.”
Modern bilimin sorunlarι, bilinçli bir diyalektik yöntemi (bilinçsiz, gelişigüzel, ampirik bir yöntemin zιttι olan) benimsemekle çok daha kolay çözülebilirlerdi. Kaos teorisinin genel felsefi anlamιnιn kaos bilimcileri tarafιndan tartιşιlmakta olduğu açιktιr. Gleick, kaosun, “sahip olduğu her dinamik olanağι rastlantιsal olarak keşfetmek üzere serbest kalmιş sistemler” anlamιna geldiğini söylediğinden Ford’a “kendini ilân eden bir kaos misyoneri” olarak atιfta bulunur. Diğerleri ise görünüşte rastlantιsal sistemlere atιfta bulunuyorlar. Belki de en iyi tanιm Yale’deki teorik fizikçi Jensen’den geliyor. Jensen, “kaosu”, “deterministik, nonlineer dinamik sistemlerin düzensiz, öngörülemez davranιşι” olarak tanιmlιyor.
Yeni bilim, Ford’un yapιyor göründüğü gibi rastlantιlιlιğι bir doğa ilkesi haline getirmektense, tam tersini yaparak, inkâr edilemez bir şekilde gösteriyor ki, rastlantιsal olduğu düşünülen süreçler (günlük amaçlarιmιz bakιmιndan halen öyle düşünülebilirler) yine de altta yatan bir determinizm tarafιndan –18. yüzyιlιn kaba determinizmi tarafιndan değil, diyalektik determinizm tarafιndan– güdülenmektedir.
Yeni bilime ilişkin ileri sürülen iddialardan bazιlarι çok görkemlidir ve belki de yöntem ve tekniklerin gelişmesi ve rafine hale getirilmesiyle birlikte bu iddialarιn doğru olduğu kanιtlanabilir. Bu bilimin savunucularιndan bazιlarι işi 20. yüzyιlιn üç şeyle anιlacağιnι söylemeye kadar götürüyorlar: Görelilik, kuantum mekaniği ve kaos. Albert Einstein, kuantum teorisinin kurucularιndan biri olmasιna karşιn, deterministik olmayan bir evren fikrine asla rιza göstermemişti. Fizikçi Neils Bohr’a gönderdiği bir mektubunda, “Tanrι zar atmaz” diye diretmişti. Kaos teorisi, yalnιzca Einstein’ιn bu noktada haklι olduğunu göstermekle kalmamιş, daha teori emekleme dönemindeyken bile, yüz yιldan fazla bir süre önce Marx ve Engels tarafιndan öne sürülen temel dünya görüşünün harikulade bir kanιtι olduğunu göstermiştir.
Gittikçe çιkmaza giren “lineer” metodolojiden kopmaya ve sürekli değişen tabiatιn türbülanslι gerçekliğiyle çok daha uyumlu yeni bir “nonlineer” matematik geliştirmeye çaba gösteren kaos teorisinin bunca taraftarιnιn, mantιk alanιnda iki bin yιl boyunca gerçekleşen yegâne gerçek devrimden bütünüyle habersiz oluşu hakikaten şaşιrtιcιdιr: Hegel tarafιndan ayrιntιlarιyla geliştirilen ve ardιndan Marx ve Engels tarafιndan bilimsel ve materyalist bir temelde kusursuzlaştιrιlan diyalektik mantιk. Eğer bilimciler, tabiatιn dinamik gerçekliğiyle her adιmda çatιşan değil de bu gerçekliği sahiden yansιtan bir metodolojiyle donanmιş olsalardι, kim bilir bilim alanιnda patlak veren kaç hatadan, çιkmaz sokaktan ve bunalιmdan kaçιnιlabilirdi!
Kaynak:
Engels, Anti-Dühring, s.16. [Anti-Dühring, s.55-56]
J. Gleick, Chaos, s.86. [Kaos, s.97]
Engels, The Dialectics of Nature, s.31. [Doğanιn Diyalektiği, s.33]
J. Gleick, Chaos, s.31, 5, 11 ve 61-2. [Kaos, s.28, VI, VII-VIII, bulunamadι]
Engels, Anti-Dühring, s.24-5. [Anti-Dühring, s.71]
J. Gleick, Chaos, s.115. [Kaos, s.136]
Engels, Anti-Dühring, s.29. [Anti-Dühring, s.73-74]
Prigogine ve Stengers, Order Out of Kaos, s.252-3. [Kaostan Düzene, s.300]
J. Gleick, Chaos, s.6, 18-9 ve 23. [Kaos, s.VIII-IX, 12, 18]
I. Stewart, Does God Play Dice?, s.21.
|