| 1904 EDİRNESİ'NDE RAMAZAN VE BAYRAMLAR |
|
|
|
| Administrator tarafından yazıldı. |
| Cuma, 10 Eylül 2010 13:03 |
|
Â
Edirne'nin, 106 yıl öncesine; bir ramazan ve bayram güÂnüne Ekrem Demiray ile gitmiÅŸseniz eÄŸer, gerek kaynak güvencesi, gerekse anlatım güÂzelliÄŸi olarak, onun yazdıklarınÂdan daha iyisini aramamalısıÂnız... Ekrem Demiray bir Kuvay- ı Milliyeci, Trakya PaÅŸaeli Cemiyeti aktif üyesi, 1930,dan 1935'e kadar bu kentin belediye baÅŸkanıdır. Mustafa Kemal hareketi ile Trakya PaÅŸaeli iliÅŸkisinde iletiÅŸim sorumluluÄŸunu o yüÂrütmüştür. Ve bilinir ki; Kara Vasıf ın ünlü KaÂrakol Cemiyetinin has adamlarındandı... Bitmedi...
Â
TEVAZU DOLU BİR YAÅžANTISI VARDI O ayrıca, TBMM'nin yedinci döneminde Edirne'yi bir milletvekili olarak temsil etti. Yıllarca Beden Terbiyesi Bölge MüdürlüÂğü görevinde bulunduÄŸu için, onu bu tevazu yüklü yaÅŸamı içinde tanıyan Edirneliler, hep benzer yanlışın içine düşerler ve onlar için DeÂmiray, eski Kapalı Spor binası yanındaki evde, ömür tüketen bir emekli müdür olarak kalmıştır... Ama o, Edirne'yi çok özel yanlarıyla anlatan, yazılara döken biridir de...KeÅŸke, Damla dergisi dışında da ve daha fazla yazmış olsaydı...
O yıllarda Edirne'de elektrik yoktu... Bu yüzden Ramazan günÂlerinin en kalabalık camileri durumundaki SeÂlimiye ile Eski Cami'de, zeytinyağı yakılır ve bu yolla aydınlandırdı. Fakat ayrıca belirtelim ki; o günlerde Eski Cami, daha çok gündüzleri, Selimiye ise, geÂceleri çok kalabalık olurdu. Eski Cami'de, meÅŸhur vaizlerden Aksekili Mehmet Efendi (ki Edirneliler ona Konyalı Hoca derlerdi) Debreli Adem Efendi, Hadımlı Abdülbacı Efendi, Abdullah Efgani, Mevl- evihan İzmirli Hakkı Efendi'nin, ikindi namazı sonrasındaki vaizlerinde adım atacak yer bulamazdınız. Bunlara, papazdan dönme Sabri Efendi'yi de eklemeliyiz. Ya güzel sesli hafızlar! Bunların sayısını " ellli kadardılar " diyerek ifade eder Demiray.....
Bu hafızlar, muhtelif saatlerde mukabele okurlardı ki, mest ederlerdi. Büyük bölümü, KiriÅŸhane Mektebi MuÂallimi, meÅŸhur Ali Efendi'nin öğrencileriydi ve aralarında TekirdaÄŸ'daki Tokatlı hoca efendinin talebeleri de bulunmaktaydı. Kalabalık yerlerin satıcısı da bitmez. Bu yüzden, Selimiye'deki akÅŸam kalabalıklarını karşılayanlar arasında daima birkaç ÅŸekerci göÂrürdünüz. RAMAZANDA DA BAYRAM YERİNE DÖNERDİ Ve sübyecileri... Bu türlü ÅŸeylerin satıldığı yerlerse, çoÂcuksuz olmaz... Onların bağırış çağırışları arasında Selimiye'nin önü her teravih önceÂsi ve sonrasında bayram yerine dönerdi. Peki, mahyacılar! Ramazan7m on beÅŸinden sonra, Selimiye minareleri arasına güzel vecizeli mahyalar kuÂrulurdu. Mahyacı Niyazi Efendi'nin imzasını taşırdı bu mahyalar ve en büyük yardımcısı da telÂgraf hat çavuÅŸluÄŸundan emeldi Muhittin çaÂvuÅŸ idi. Davulcu, Ramazan'ın on beÅŸinden sonra bahÅŸiÅŸ toplamaya çıkardı ve mahalle bekçisiyle birlikte maniler okuyarak gezerlerdi: Besmele ile çıktım yola, Selam verdim saÄŸa sola, A benim güzel sultanım, Bayramın mübarek ola. Karagözcü mü? En ünlü Karagözcü, Kadir'di... O öldükten sonra kardeÅŸi Veysel sürÂdürmüştü bu güzel Türk geleneÄŸini. Şöyle diyor Demiray, o günler için: Nevcivan olur ki, hatra gelen bin civan deÂÄŸer. GeçmiÅŸ zaman olur ki, hayali cihan deÄŸer. Ramazan'da; iftar ve sahurdan sonra, KıÂyık ve Hıdırlık tabyalarında top sesleri duÂyulurdu. Hiç kuÅŸku yok; Edirne, henüz bir BulÂgar iÅŸgali yaÅŸamanın dokuz yıl öncesindeydi ve mutlu günlerindeydi... Yunan iÅŸgali ise, on alti yıl uzaÄŸmdaydı Edirne'nin ve eÄŸer o günlerde yakın gelecekÂte bir Yunan iÅŸgali yaÅŸanacak denmiÅŸ olsa; AlÂlah bilir, nasıl bir tepki alırdı. OKULLAR ÖĞLEDEN SONRA AÇILIRDI ORUÇ TUTMAYANLAR HAPSEDİLİRDİ
Evet! Bir askeri bölgede olan Edirne'de; bayram günleri, beÅŸ vakit namazda, Hıdırlık ve Kıyık tabyalarında toplar atılırÂdı. Ve bir uygulama yaÅŸanmaktaydı ki, buna göre Ramazan döneminde, okullar ve resmi daireler öğleden sonra açılır, yatılı mekteplerde talebeye, kışlalarda ise askere iftar ve saÂhur yemekleri çıkardı... Bu iyi... Ama bir de kötü uygulama vardı ve buna göre "aÅŸikâÂre oruç yiyenler görüldüğü takdirde, bayramın birinci güÂnüne kadar hapsedilirlerdi. Üstelik ceza kanununda buna da yer vardı/' Çünkü o yıllar hilafet yıllarıydı ve tıpkı, savaÅŸlı günlerÂle birlikte iÅŸgallerin yaÅŸanacağı hayal bile edilmediÄŸi gibi, AtaÂtürklü bir laik cumhuriyet Türkiye'si de yoktu gündemde... Her neyse! Edirne'nin, 1904'de yaÅŸanan ramazan ve bayramlarını anlatarak, o günleri bu güne taşıyan, Ekrem Demiray a, veÂsile ile teÅŸekkür etmeli, onu saygı ile selamlamalıyız.
|
| Son Güncelleme: Cuma, 10 Eylül 2010 16:39 |
















